Gülistan, siyah bir aynada kaybolan masumiyetin adıdır.

Cellatlar, soğuk bir kararlılıkla çökerken, en saf gerçeğin boynunda siyah aynanın kırık izleri kaldı.

İnsan, nasıl bu kadar kana susar?

Nasıl bu kadar etin peşinde koşar?

Sizin Hızır’ınız nerede, ne yapar?

Bizim Hızır’ımız, evrenin her köşesine uzanır.

Kurt, kuşu, insan, hayvanı ayırmaz.

Canlı cansız bir döner onun pervanesinde

Bizim Hızır’ımız adildir

Çünkü adalet onun adıdır.

Peki, sizin Hızır’ınız?

Onun adaleti nerede, vicdanı nerede?

Bizim Hızır’ımız, adaleti merhamette bulur.

Sizin Hızır’ınız, adaleti unutur mu?

Ah, dünya…

Seni ne hale getirdiler.

Vicdansızlık, merhametsizlik, acımasızlık etrafında bir girdap gibi döndü.

Sabah, kendi sessizliğiyle vadilere dağıldı.

Bir kurşun belki, başını devirdi,

hayalleriyle toprağa düştü.

Söyle Gülistan, kaç kez kefensiz mezar değiştirdin?

Kaç kez, vakti gelmeden, yokluğa savruldun?

O öğrenci yurdundaki yatağın, kaç kez taşa kesildi?

Sorun Hızır’ınıza:

Bir insan kaç kez isimsiz gömülür?

Kaç yıl bekler bir anne?

Kaç hasret, yıllara siner?

Bir abla,

sabahlara uyandıramadığı kardeşine kaç kez sarılır,

boşlukta yankılanan çığlığına?

Gülistan kayboldu.

Bulunmadı.

Bulunamadı.

Sizin Hızır’ınız da mı onu bulamadı?

Ah Gülistan,

uzun saçların, annenin yarasına değip duruyor.

Bir abla, toprakta çürüyen o saçları nasıl okşar şimdi.

Sizin Hızır’ınız kızını sabahları uyandırmaya kıyar mıydı?

Bizim Hızır’ımız uykuya helal suya zelaldir.

Sizin Hızır’ınız hiç evlat acısı, kardeş acısı görmüş müdür?

Sizin Hızır’ınız yedi yıl boyunca sırf kardeşinin, evladının, kızının cesedini bulmak için bir pepuk kuşu gibi dağ dağ, tepe tepe, nehir nehir, dere dere feryat ederek gezmiş midir?

Bizim Hızır’ımızın anlı ak adaleti tektir.

Peki, sizin Hızır’ınız kefensiz gömülmek nedir bilir mi?

Mezarsız ölüleri olmuş mudur hiç?

Sizin Hızır’ınız hiç kandırılmış mıdır?

Bizim Hızır’ımıza iyilikte, kötülükte ayandır.

Sizin Hızır’ınız kul hakkı yemiş midir?

Acıların üzerinde tepinmiş midir?

Bizim Hızır’ımız acıya merhemdir.

Sizin Hızır’ınız acımasızca tecavüz edilerek öldürülen bir kız çocuğunu gördükten sonra kendi kız çocuğuna hangi gözler ile bakmıştır? Bakabilmiş midir?

Bizim Hızır’ımızın alnı ak gözleri pir u paktır.

O canlı cansız her şeyin Hızır’ıdır.

Ve bir abla, bağırıyor, hıçkıra hıçkıra:

“Gülistan! Sabahları seni uyandırmaya kıyamadığım kızım… Neredesin?

Seni almadan gitmeyeceğim.”

Ah Gülistan,

ablan bu yarayı kalbinin altında saklasın.

Ağlasın, doya doya.

Tarih utansın, gerçek haykırsın.

Gücü elinde tutanların okları kendilerine dönsün.

Ve toprak, bu acıyla bir kez daha çatlasın.

Dağlar, taşlar, ovalar, kuşlar…

Her ses bu ağıdı fısıldasın.

Bu ahir zaman zulmü unutulmasın,

Gülistan’ın sesi, hayalleri, kimsesizliği,

paramparça edilen gençliği,

Dersim, bu zulmü, bu zalimleri asla unutmasın.