5N1K dünyanın her yerinde kullanılan bir inceleme yöntemidir. Ne, neden, nasıl, nerede, ne zaman ve kim sorularından oluşur.
Ne? Bu nedir ne? Bu toz duman bu dağ yıkımı zaman. Bu toprak kıyameti ne? Nedir bu tufan, bu toprak yıkımı, bu çöken dağ? Bu yer ile yeksan olmuş tabiat ne?
Neden peki? Neden cennet topraklarımızı sırf birileri para kazansın diye yaşanamayacak, zehir saçan ve insanlarımızı öldürecek cehennemlere çevirmelerine izin veriyorsunuz? Neden bitkisi bitmiş, suyu zehirlenmiş, havası tükenmiş ölüm yurtlarına çevrilmelerine izin veriyorsunuz? Neden sırf başkaları milyar dolarlar kazanacaklar diye çocuklarımızın geleceklerini çalmalarına izin veriyorsunuz? Neden bütün canlıların dününü bu gününü ve geleceğini bir iki firmanın insafına bırakıyorsunuz? Neden sırf zenginler altın, pırlanta takacaklar diye çalışıp evine ekmek götürmek isteyen maden emekçilerinin diri diri zehir mezarlarına gömülmesine izin veriyorsunuz? Var mı bu canlılardan size rızalık veren? Yoksa ey siz şirketler, insan hayatının sizler için zerrece bir değeri, önemi yok mu? Varsa şayet söyleyin nedir bu önü arkası kesilmez doğa ve insan katliamı?
Peki, nasıl oldu bu İliç faciası? Bunun farkına varılmadı mı? Bu konuda yeterli denetimler yapılmadı mı? Yapıldıysa önlemler neden alınmadı? Alındıysa bu neden oldu? Kopup giden o zehir sularımıza; nehirlerimize ulaştı mı? Bu kanserojen kimyasallar toplumu ve canlı hayatını nasıl etkileyecek? Varsa herhangi bir zarar bunun en asgariye çekilmesi için ne gibi önlemler alındı? Ya da alındı mı? Nerede oldu bu durum? Bu facia nerede gerçekleşti? İliç nereye bağlı? Tabi ki Erzincan iline bağlı Munzur dağlarına komşu bir bölge. Ve oluşturulan arındırma havuzundaki zehirli su yıllardır ısının etkisi ile üzeri açık olduğundan buharlaşıp çevre topraklara su olarak tekrar yağmakta. Yani siz ey şirketler, sırf siz para kazanasınız diye zehirlediğiniz doğamızı silah olarak kullanıp bizi de ağır ağır öldürüyorsunuz. Sırf siz altın çıkarın diye bizim geleceğimiz büyük tehdit altında. Ne zaman oldu bu facia? Şimdi oldu şimdi. Göz göre göre geldi ve önüne kattığı tozu toprağı canlı cansız her şeyi sürükleyerek hayat damarınızın içine içine aktı. Yazık çok yazık insanımız ve doğamız bu kadar sahipsiz olmamalı.
Peki, kim bu zehir tüccarları? Kim bu ölüm tacirleri? İki firma, biri Kanada'ya ait öbürü Türk. Anagold Madencilik'in yüzde 80'i SSR Mining, yüzde 20'si ise Çalık Grubu'na ait. Sırf bunların cepleri şişsin diye olanlara bakın hele. Kanada'da insanlarının sağlığına helal getirmeyip gelip bizim ülkemizde at koşturanlara ve bunlara izin verenlere sormak lazım; Neden kendi ülkeleri değil de bizim vatanımızı yer ile yeksan ediyorlar? Çünkü; hayat bizde çok ucuz değil mi sayın Kanada'lı? Biz de toplu ölümler nefes alıp vermek kadar olağan. Bizde çökük, göçük, sel, depremlerde ölen yüzler, binler, on binler var. Ya siz de? Var mı böyle ucuz ölümler? Ey izin verenler, hiç mi acımıyorsunuz kendi vatanınıza ve de insanınıza?
Dicle'nin kenarında bir koyunu kurt kaptı. Ömer 'in adaleti nerede? İliç'i yıkıp cehenneme çevirdiler. Adalet sen neredesin ve bunun karşılığı ne olacak? Yok! Çok üzgünüm üçüncü dünya ülkesine döndük. Herkes çöpünü, göçünü, derdini, sıkıntısını bize yüklüyor. Şu güzelim ülke ne hale geldi? Böyle mi olmalıydı? Bu kadar kolay ve basit mi olmalıydı? Yazık ki çok yazık…


