Clinton Celal. Dersim'in renkli simalarından biriydi. Budalaydı ama öteki budalalardan farklı bir budala. Elazığ’da İller Bankası’nda çalışırken aynı kurumdaki bir kadına kaptırmış gönlünü. Söz geçiremeyince yüreğine en sonunda birilerini de yanına alıp istemeye gitmiş.
Ailesi, Celal’in kızlarını istemesine razı gelmemiş. Hor gördükleri adamı ve beraberindekileri kapı dışarı etmişler.
Aşkın derin darbesini yiyen Celal, o günden sonra aşktan yana derin bir utanç ile bakmış kadınlara. İçinde derinleşen ötekileştirilmiş hissi, kör bir bıçak ucu gibi batıp durmuş kalbine. Babasının öldürülmesinin üstüne sevdiğine kavuşamamak ve işinden edilmek de eklenince, kendini yollara, sokaklara vurmuş.
Bazen pejmürde giyinse de çoğu zaman jilet gibi giyinirdi Celal. İller Bankası’ndaki işi devam ediyormuşçasına erkenden giyinip çıkardı sokağa. Zamanla iç sızıları depreşince divaneleşmeye başladı Celal. Kimi zaman sokaklar evi oldu.
Derin bir siyaset bilgisine sahipti. O konuştuğunda çevredekiler susar pür dikkat Celal’i dinlerdi. Clinton’a “Bill Babam” eşi için ise, “Hillary annem” derdi. Clinton ailesinin kızları Chelsea’ye aşık olmuştu.
İller Bankası’nda çalışırken sevdiğini alamayan Celal, bu kez de “ya olursa” diye yarattığı hayali dünyadan birine aşık olmuştu. Hayal ki insanın çoğu kez gizli limanıdır. Bu hayal de memur Celal'in aşkta sınıf atladığı bir hayaliydi. Ama atladığı sınıftan değildi o.
O yüzden dünyayı sömürenlere karşı olmaktan asla vazgeçmedi. O memur Celal’di. Halk ise, onun hayali aşkının soyadını takmıştı ona. Clinton Celal.
Dünyanın en büyük kapitalistlerden birinin kızına aşık olmuştu. Ama aşk kapitalizmden de güçlüydü. Mademki yerel bir sevdadan dayak yemiş, horlanmıştı. O zaman şansını evrensel bir sevdayı hayali de olsa yaşayarak denemeliydi.
Her gün elinde gazete ile dolaşırdı Dersim'in sokaklarını. Çoğu kez gezerken kendi kendine konuşurdu. Kimseler olmasa da bir kitleye hitap eder gibi konuşurdu. Elinde birası ile dolaşır. Bazen oturur bir kaldırımın köşesine hayat ve siyasetten bahsederdi.
Bir gün tiyatro afişlerini asarken birinin seslendiğini duydum. “Boşuna asma kapitalizm onları söker” diyordu. Dönüp baktığımda Celal’di seslenen. Gülümseyerek “Asılanları duvardan sökseler bile kalbimizden sökemezler Celal” dedim. “Doğru!” dedi ve gazete kağıdına sarılı birasından bir yudum alarak uzaklaştı.
Anlatılanlara göre budalalarımızdan General Zeng ve kardeşi yolda giderken efkar sigarası yakacaklar. Ceplerini karıştıran kardeşler yanlarında kibrit ve çakmak bulunmadığını görünce çareyi o esnada üzerlerinden geçen helikoptere el etmekte bulurlar. Helikopter pilotu önemli bir bilgi verebilirler diye iniş yapar. Sonra kardeşler ateş isteyince pilot ve helikopterde bulunanlar adeta çılgına döner ve kardeşlere ateş püskürürler.
Clinton Celal bu konuda daha büyük oynar. Bir gün Ankara’dan Kıbrıs’a uçakla giderken birden “Burnuma kötü kokular geliyor. Bu uçak fazla gidemez” deyiverir.
Kabin görevlileri durumu pilotlara bildirince uçak acil iniş yapmak zorunda kalır. Celal, sonrasını şu sözlerle anlatır, “İç ve dış hatlarda ne kadar polis varsa hepsi üzerime çullanıp bir temiz dövdüler.” O günden sonra Celal’in havaalanlarına girişinin yasaklandığı söylenir.
Dersim’in renkli, kendine has tarzı olan farklı bir insanıydı Celal. Zaman zaman otostop yaparak düşerdi yollara. Yine aklına yollar, yolculuklar düşmüş olacak ki alıp başını gitmiş. Sonrasında acı haberi geldi. Ankara’da çarpan bir araç, Clinton Celal’i koparıp aldı bu hayattan.
Celal’e dair Dersim’de kime sorsanız mutlaka anlatacak bir anısı vardır. Celal de bilmezdi ki birasını sardığı gazetenin bir gün ölü bedenini örteceğini…