Ah çeke çeke yazmak. Bir bahar kıyımı gibi. Kimi zaman bir bıçak ucunda kimi zaman bir tek kurşun ile solup giden hayatlar, soluksuz bırakıyor bu kenti.
Genç ömürlerin Dersim cem evinden uğurlanmasından dert bağladık, kan ağladık. Neyi paylaşamıyorsunuz? Neden ölüm trenine yolcu kusuyor zaman? Ölüm bu kadar ucuz olmamalı. Bu kadar basit ve bu kadar sıradan.
İnsanlar şaşkın ve mutsuz. Bu kent ki sevdanın baş şehri, kabesi sevgi, kıblesi insan. Nedir yasa bulanmış bu sıvasız evler? Gün geçmiyor ki yeni bir ağıt düşmesin göğün mavisine. İçimizi çürüttü bu tufan bu kılıç ucu figan. Yeter diyor leçeği al kedere bulanmış taze gelinler yeter diyor ak saçlı ihtiyar basma fistanlı nene. Ben ki kıyamıyorum sizi sevmeye ey oğul! Nedir bu gencin gence reva gördüğü kader?
Yaşamak ve yaşatmak dururken ömür fiyakamızda. Biz değil miydik; ilk duayı kurda kuşa dağa taşa, eşe dosta eden. Biz ki güneşe el açıp dil dökmüş. Şimdi usul usul kanayıp duruyor şu parmak uçlarımız.
Ey oğul, nedendir bu ateş ve barut yanığı zaman? Biri toprağa öbürü mahpus damına düşer. Uyanın dedim! Uyanın artık bu medetsiz zulümden bu kefen terzisi, kan kusmuğu uykudan. Bir kent çürüyor siz ölüp öldürdükçe. Huzursuz sokaklar, kırpılmış aydınlık. Perdeler yanıyor, pencereler can kırığı. Pepuk sıma rê buwano/ pepuk sizin için feryat figan etsin ey anne ve babalar. Yetiştirdiğiniz çiçek bağları yanıyor. Şimdi kim söndürebilir ki içinizdeki bu yangını?