Doğada gördüğümüz her şey insanoğluna hizmet edip duruyor. Siz hiç bir meyve ağacının kendi meyvesini yediğini gördünüz mü? Ya da sütümü içme diyen bir inek var mı? Sırtıma binme diyen at? Sana ürün vermem diyen toprak. Gölgemde serinlenme diyen ağaç? Suyumda yüzme diyen dere? Senin için esmiyorum diyen rüzgâr. Üzerimde oturma diyen taş? Beni sevme diyen çiçek? Suyumdan içme diyen çeşme? Buraya pikniğe gelme diyen yer? Peki, doğaya çöpünü bırakan ağaç, kuş, börtü böcek gördünüz mü? Tabiatı oluşturan her şey biz insanlara hizmet ederken biz neden onların hepsine ihanet ediyoruz? Ya da şöyle sorayım: Ağaçlar neden kavga etmez. Hiç size kızan ya da küfreden veya zarar veren bir çiçeğe denk geldiniz mi?
Bir düşünün hele Ağustos sıcağında bütün cırcır böcekleri saatlerce huzur veren bir senfoniye eşlik ederler. Hiç birinin doğaya zarar verdiğini gördünüz mü? Onları insan dinler, ağaç, kuş ve bitkiler derin bir huzur ile dinler. Ama biz insanlar öyle acımasızız ki onlara da tembel kılıfı uydurup, uyduruk ve art niyetli hayal gücümüz ile tembel diye niteleyip karıncaya muhtaç kılmışız.
Ahhh ! Biz zavallı insancıklar. Biliyor musunuz bizler yani insanoğlu ihanetçiyiz. Bize iyilik yapan, hizmet veren her şeye zarar vermeye bayılırız. Tabi ki herkesi kastetmiyorum. Ama bazı insanlar ya da insanların çoğu diyeyim her şeyi tekelinde sayıyor. Oysa insan sorgulamaya ve yargılamaya önce kendinden başlamalı. Yoksa doğanın dengesini kendi dengesizliği ile bozacak. Evet, şimdi gelelim esas konuya.
Yaz döneminde turizmin hareketlenmesiyle çevre illerden Dersim’e insan akını başladı. Gelenlerin çoğu alışverişlerini yaşadıkları illerde yapıp araçları ile Dersim’e doğru yola çıkıyor.
Tabi ki seyahat özgürlüğü, gezip görme, iyi vakit geçirme insanların en doğal hakkı. Kendi illerinde alışveriş yapacak kadar tutucu davranmış olsalar da bu böyle. Kimsenin buna bir şey dediği de yok.
Ama ben olsam alışverişimi Dersim’den yaparım. Neden derseniz? Biraz pahalı da olsa etinden tutun yoğurdu ve suyuna kadar her şey çok daha sağlıklı ve doğal. Tüm bunları bir yana bırakarak asıl konuya değinmek istiyorum.
Özelikle çevre illerden gelip arazide ya da nehir kıyılarında piknik yapan ailelerin maalesef büyük bölümü, çocuk petlerine varana kadar o güzelim doğaya bırakıp gidiyorlar. Vicdanı ve merhameti olan insanların bunu yapmaması gerekir değil mi?
Doğa bizim değil biz onu atalarımızdan devraldık ve çocuklarımıza devredeceğiz. Bir Kızılderili Atasözü der ki; “Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak." Ben de şunu diyorum: İnsanlar, çevreye çöplerini, pisliklerini, atıklarını bırakarak ihanet ettiklerinde doğa içinde birikenleri insanların üzerine kusmaya başlayacak. Ve o zaman da insanoğlu ihanetin bedelini çok ağır ödeyecek. Belki kendileri değil ama çocukları, torunları suçlu olmadıkları halde ödeyecekler.
Ne kadar acı değil mi? Bu kendini bilmeyi boş ver, doğayı, sevmeyi, özeni bilmeyen insancıkları bu çirkinlikten caydıracak şeylerin olması gerekmez mi? Mesela para cezası bunlardan sadece biri. Allah inancı olan insanın onun yarattığına inandığı bu güzelim tabiata da özen göstermesi gerekmez mi? İnsan Allah'ın eseri saydığına nasıl çöpünü atıp gider ki? Ar, edep, haya biraz. Hani “Temizlik imandandı.”
Gideyim yiyip içeyim çöpümü de bırakıp geleyim diye düşünmek. Ne vicdanen kabul edilir ne de merhamete sığacak bir durum. Burada sadece dışarıdan gelenleri suçlamıyorum. Dersim’de yaşayan bazı insanların da bu konuda ki hoyratlığı ve vurdumduymazlığı kabul edilebilir değil. Doğaya bu kadar değer veren bir coğrafyada yaşayıp bu kadar kör ve sağır olmak hicap ve ar duyulması gereken bir durum. Doğayı hoyratça babasını malıymış gibi kullananların yaydıkları bu kirli ve pis enerji yaşam alanlarımızı da tehdit etmektedir.
Buradan yetkililere sesleniyorum. Bu husustaki denetimler ve cezai müeyyideler arttırılsın ya da uygulansın. Bu ülke ve bu doğa hepimizin. Denetim, uyarı ve cezai yaptırımlar ile birlikte doğa ve çevre bilincinin gelişmesi için de bir takım çalışmaların yapılması artık zorunluluk haline gelmiştir. Turlar ile gelenlerin bu kirlilikte çok paylarının olduğunu düşünmüyorum. Çünkü o gruplar belli bir bilinç ve disiplin ile hareket etmektedirler.