Bugün bir cenazeye katıldım.

İnsan bazı cenazelerden sessizce dönemez. Bazı vedalar insanın yüreğine ağır bir taş gibi oturur; ne konuşmaya izin verir ne de susmaya… Bugün de öyle bir gündü.

Elif Zilan’ı bir trafik kazasında kaybettik.

Daha hayatının baharında, hayallerinin en güzel yerinde, geleceğe dair umutları henüz filizlenmişken aramızdan ayrıldı. Bir genç kızın, bir evladın, bir ailenin gözbebeğinin böylesine ansızın hayata veda etmesi, insanın aklının da yüreğinin de kabul etmekte zorlandığı bir acıdır.

Bugün Elif Zilan’ın cenazesinde yine yüreğim paramparça oldu.

Zordur genç ölümler…

Hele ki insanın hiç beklemediği bir anda, hiç ummadığı bir yerden gelen ölümler daha da ağırdır. Çünkü gençlik, ölümle yan yana düşünmek istemediğimiz bir zamandır. Genç dediğin yaşar, sever, güler, düşler, yarınlara hazırlanır. Genç dediğin gelecektir.

Ama bazen bir telefon gelir.

Bir haber düşer yüreğin ortasına.

Ve bir anda bütün gelecekler susar…

Elif Zilan da bugün o suskunluğun içinde kaldı.

Oysa onun da hayalleri vardı. Belki yarın için kurduğu planları, söylemek istediği sözleri, görmek istediği yerleri, yaşamak istediği güzel günleri vardı. Belki annesine sarılıp anlatacağı daha nice şey, babasıyla paylaşacağı daha nice gurur ve mutluluk vardı.

Şimdi ise geride kocaman bir boşluk bıraktı.

Bir annenin yüreğinde…

Bir babanın suskunluğunda…

Bir ailenin evinde…

Ve onu tanıyan herkesin hafızasında…

Elif Zilan’lar kolay yetişmiyor.

Bir evlat yetiştirmek, yalnızca bir çocuğu büyütmek değildir. Bir insanın hayatını ilmek ilmek örmektir. Geceleri uykusuz kalmaktır. Hastalandığında başında beklemektir. İlk adımını, ilk sözünü, ilk başarısını hatırlamaktır. Onunla birlikte büyümek, onun hayallerine ortak olmaktır.

Bir anne ve baba, evladını yıllarca sevgiyle, emekle, sabırla büyütür.

Sonra bir gün…

Bir trafik kazası bütün hayatı bir anda ikiye böler.

Bir tarafında evladınızla geçirdiğiniz yıllar vardır.

Diğer tarafında ise onsuz geçireceğiniz koskoca bir ömür…

Böyle bir acıyı hangi söz anlatabilir?

Hangi cümle bir annenin yüreğine düşen ateşi söndürebilir?

Hangi teselli, evladını kaybetmiş bir babanın içindeki boşluğu doldurabilir?

Bazen insanın elinden hiçbir şey gelmez.

Sadece başsağlığı dileyebilir.

Sadece sarılabilir.

Sadece susabilir.

Ve içinden, “Keşke…” diye başlayan binlerce cümle geçirir.

Ama hiçbir “keşke”, giden canı geri getirmez.

Elif Zilan’ın babasını çok iyi tanırım. Saygınlığı, insanlığı ve bu kentin değerleriyle yoğrulmuş kişiliğiyle tanıdığım kıymetli bir insandır. Eminim ki böylesine güzel insanların yetiştirdiği evlatlar da sevgiyle, emekle ve güzel değerlerle büyür.

Bu yüzden Elif Zilan’ın ardından duyduğum acı, yalnızca bir genç kızın kaybına duyulan acı değildir.

Bu, bir ailenin yıkılan dünyasına duyulan acıdır.

Bu, bir kentin kaybettiği güzel bir evlada duyulan acıdır.

Bu, gençliğimizin zamansız vedalarına duyulan acıdır.

Ve belki de en önemlisi, önlenebilir bir ölümün ardından içimize çöken o ağır sorudur:

Daha dikkatli olamaz mıydık?

Son yıllarda çok sayıda gencimizi trafik kazalarında kaybettik. Her birinin ardından aynı cümleleri kurduk. “Çok gençti.” “Hayatının baharındaydı.” “Daha yaşayacak çok şeyi vardı.”

Sonra zaman geçti.

Acılar biraz sustu.

Ama yollar aynı kaldı.

Trafik aynı trafik…

Direksiyon başındaki sorumluluk ise çoğu zaman unutuldu.

Oysa araç kullanmak yalnızca bir yerden başka bir yere gitmek değildir.

Bir direksiyonun başına geçtiğinizde yalnızca kendi hayatınızı değil, başkalarının hayatını da taşırsınız.

O koltukta bir insanın hayatı vardır.

Karşınızdaki araçta başka bir ailenin evladı vardır.

Yolun kenarında yürüyen bir çocuk, bisiklete binen bir genç, evine yetişmeye çalışan bir anne vardır.

Can taşımak sorumluluk ister.

Hız yapmak, dikkatsiz davranmak, telefonla ilgilenmek, kuralları önemsememek; bütün bunlar bir anlık hatadan çok daha büyük sonuçlar doğurabilir.

Çünkü ölüm, bazen bir saniyelik dikkatsizliğin ardında bekler.

Ve o bir saniye, geride bir ömürlük acı bırakabilir.

Elif Zilan’ın ardından bugün hepimizin yeniden düşünmesi gerekiyor.

Bir canın değeri bu kadar ucuz olmamalı.

Bir hayat bu kadar kolay yarım kalmamalı.

Bir anne, bir sabah evladını uğurlayıp akşam onun cenazesine gitmek zorunda kalmamalı.

Bir baba, yıllarca büyüttüğü evladının tabutuna sarılmak zorunda kalmamalı.

Hiçbir aile, “Keşke daha dikkatli olsaydı” cümlesini hayatının geri kalanında taşımak zorunda kalmamalı.

Elif Zilan’lar kolay yetişmiyor.

Onlar bir günde büyümüyor.

Bir ömrün emeğiyle yetişiyorlar.

Bir annenin duasıyla, bir babanın alın teriyle, bir ailenin sevgisiyle büyüyorlar.

Ve ne yazık ki bazen bir anlık dikkatsizlik, bir ailenin yıllar boyunca kurduğu bütün hayalleri yıkabiliyor.

Bu yüzden artık sadece üzülmek yetmiyor.

Sadece cenazelerde gözyaşı dökmek, ardından birkaç gün konuşmak ve sonra unutmak yetmiyor.

Toplum olarak bu ölümlerden ağır dersler çıkarmamız gerekiyor.

Her ölümün ardından “Kader” deyip geçemeyiz.

Elbette ölüm hayatın kaçınılmaz gerçeğidir. Ama ihmali, dikkatsizliği ve sorumsuzluğu kaderin arkasına saklamak da doğru değildir.

Eğer bir insanın daha dikkatli davranması bir başka insanın hayatını kurtarabilecekse, o dikkat bir sorumluluktur.

Eğer bir saniyelik sabır bir hayat kurtarabilecekse, o sabır insanlık borcudur.

Eğer trafik kurallarına uymak bir annenin gözyaşını engelleyebilecekse, o kurala uymak yalnızca yasal bir zorunluluk değil, vicdani bir görevdir.

Bugün Elif Zilan’ın ardından hepimiz biraz daha susmalı, biraz daha düşünmeli ve biraz daha sorumluluk almalıyız.

Çünkü yarın aynı acının başka bir evin kapısını çalmaması için…

Çünkü başka bir anne evladının ardından ağıt yakmasın diye…

Çünkü başka bir baba, “Keşke…” diyerek bir ömür geçirmesin diye…

Çünkü gençlerimizin hayalleri yarım kalmasın diye…

Bugün Elif Zilan’ın cenazesinde yüreğimden geçen tek bir şey vardı:

Ah güzel kızım… Ah Elif Zilan…

Ne desem eksik kalıyor.

Bazı acıların karşısında kelimeler yetmiyor.

Bazı vedaların karşısında insanın dili tutuluyor.

Ateş gerçekten düştüğü yeri yakıyor.

Biz dışarıdan bakıyoruz.

Üzülüyoruz.

Başsağlığı diliyoruz.

Bir süre sonra hayatımıza dönüyoruz.

Ama o anne ve baba…

Onlar her sabah aynı gerçekle uyanacaklar.

Her akşam aynı boşluğa bakacaklar.

Bir odanın kapısından geçerken, bir eşyaya dokunurken, bir fotoğrafa bakarken yeniden yıkılacaklar.

Çünkü evlat acısının takvimi yoktur.

Ne bir ayda geçer…

Ne bir yılda…

Ne de yıllar sonra tamamen diner.

İnsan, evladını kaybettiğinde hayatının bir parçasını değil, hayatının kendisinden bir parçayı kaybeder.

Bu yüzden bugün Elif Zilan’ın ailesine yalnızca “Başınız sağ olsun” demek yetmiyor.

Yüreğimizle yanlarında olduğumuzu söylemek istiyorum.

Allah onlara sabır versin.

Allah bu büyük acıyı taşıyabilecek güç versin.

Ve Allah bizlere de bir daha böyle acılar yaşamamak için gereken aklı, dikkati ve sorumluluğu nasip etsin.

Elif Zilan’ın güzel hatırası, onu sevenlerin yüreğinde yaşamaya devam etsin.

Gül ve Gülistan içinde uyusun güzel kızımız…

Mekânı cennet olsun.

Ve dilerim ki onun ardından dökülen bu gözyaşları, başka canların yollarda kaybolmaması için bir uyarıya, bir farkındalığa, bir vicdan çağrısına dönüşsün.

Çünkü Elif Zilan’lar kolay yetişmiyor.

Hiçbir genç kolay yetişmiyor.

Her biri bir ailenin umudu, bir annenin duası, bir babanın gururu, bir toplumun geleceğidir.

Onları korumak hepimizin sorumluluğudur.

Bugün bir genç kızımızı toprağa verdik.

Yarın başka bir Elif Zilan’ın ardından ağlamamak için, artık hepimizin daha dikkatli olması gerekiyor.

Can taşımak sorumluluk ister.

Bir hayatın değeri, bir anlık dikkatsizlikten çok daha büyüktür.

Hardo dewres cırê orğan u balişna vo.

Wertê gul u sosin de vo.

Haq diyağ moa u pi do.

Elif Zilan’ın ruhu, güllerin ve sümbüllerin arasında huzurla uyusun.

Allah annesine, babasına, ailesine ve sevenlerine sabır versin.

Başımız sağ olsun.

Yüreğimiz yanıyor.

Ama biliyoruz ki…

Giden can geri gelmiyor.

Öyleyse geride kalan canları korumak için hepimiz üzerimize düşeni yapmak zorundayız.