Tunceli İl Özel İdaresi'nin 06.10.2026 tarihli basın açıklamasını okuduk.
Açıklamada, kamuoyuna yansıyan haberlerde “Dokuzkayalar Köyü” olarak ifade edilen yerleşimin bugün köy tüzel kişiliğinin bulunmadığı ve Büyükyurt Köyü'nün mezrası statüsünde olduğu belirtiliyor.
Biz zaten bunun aksini söylemiyoruz.
Biz ne bugün orada sürekli yaşayan bir köy nüfusu olduğunu iddia ediyoruz ne de mevcut idari statünün farklı olduğunu söylüyoruz.
Bizim söylediğimiz çok daha basit ve çok daha insani bir şeydir:
Biz bu köyü kendi isteğimizle terk etmedik.
1990'lı yıllarda yaşanan güvenlik koşulları nedeniyle köyümüzü, evlerimizi, topraklarımızı ve ata-dede yurdumuzu geride bırakmak zorunda kaldık.
Bir gecede veya bir kararla insanın hayatından silinebilecek şeyler değildir bunlar.
Bizim için orası sadece bir yerleşim alanı değildir.
Orası çocukluğumuzdur.
Orası geçmişimizdir.
Orası mezarlarımızdır.
Orası evlerimizin bulunduğu topraktır.
Orası ata ve dede yurdumuzdur.
Yıllar geçti.
Evlerimiz yıkıldı, yollarımız kullanılamaz hale geldi, ulaşım imkânlarımız ortadan kalktı.
Ama bizim köyümüze dönme isteğimiz hiç ortadan kalkmadı.
On yıllardır çeşitli kurumlara dilekçeler verdik. Yetkililere başvurduk. Sesimizi duyurmaya çalıştık.
Şimdi de aynı şeyi söylüyoruz:
Biz köyümüze geri dönmek istiyoruz.
Bunun için devletten istediğimiz şey son derece açıktır:
Yolumuz yapılsın.
Köprümüz yapılsın.
Köyümüze ulaşım sağlansın.
Biz de kendi imkânlarımızla evlerimizi yeniden yapalım ve ata-dede yurdumuza dönelim.
Peki soruyoruz:
Köye araç yolu olmadan inşaat malzemesini nasıl götüreceğiz?
Köprü olmadan araçlarımızla köye nasıl ulaşacağız?
Yol ve ulaşım olmadan insanlar nasıl geri dönecek?
Biz “bugün orada aktif bir köy yerleşimi var” demiyoruz.
Tam tersine, köyümüzün yeniden yaşanabilir hale gelmesi için gerekli şartların oluşturulmasını istiyoruz.
İl Özel İdaresi açıklamasında vatandaşların köprü talebinin, geçmişte kullanılan ulaşım güzergâhının yeniden oluşturulmasına yönelik olduğu belirtiliyor.
Evet, bizim talebimiz tam olarak budur.
Geçmişte kullanılan yol ve geçiş güzergâhlarının yeniden yapılmasını istiyoruz.
Çünkü biz oraya turistik gezi yapmaya değil, yurdumuza dönmeye çalışıyoruz.
Bir başka hususun da altını çizmek istiyoruz:
Biz köyümüzün tüzel kişiliğini kaldırmadık.
Biz köyümüzü Büyükyurt'a bağlamadık.
Biz köyümüzü boşaltmadık.
Biz mağdur olan köylüleriz.
Dolayısıyla bugün yaşadığımız sorunun nedenlerini tartışmak yerine, mağduriyetin nasıl giderileceğinin konuşulmasını istiyoruz.
Devlet kurumlarının görevi vatandaşın geçmişte yaşadığı mağduriyetleri yok saymak değil, bugün mümkün olan çözüm yollarını ortaya koymaktır.
Bizim kamuoyuna yaptığımız açıklamalar da “bilgi kirliliği” oluşturmak amacı taşımamaktadır.
Aksine, yıllardır dilekçelerle anlatmaya çalıştığımız bir mağduriyeti kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.
Biz olmayan bir köy var demiyoruz.
Olmayan bir tüzel kişilik var demiyoruz.
Bugün köyde sürekli yaşam var demiyoruz.
Biz sadece şunu söylüyoruz:
“Bu topraklardan geçmişte ayrılmak zorunda kaldık. Şimdi geri dönmek istiyoruz. Bize dönüşün yolunu açın.”
Bunun neresi bilgi kirliliğidir?
Bizim istediğimiz ayrıcalık değil.
Yol istiyoruz.
Köprü istiyoruz.
Ulaşım istiyoruz.
Ve en önemlisi, kendi topraklarımıza geri dönme imkânı istiyoruz.
Devletimizden beklentimiz, idari statü üzerinden tartışmayı büyütmek değil; insanların yıllardır devam eden mağduriyetini ve geri dönüş iradesini dikkate alarak çözüm üretmesidir.
Biz bugün orada evlerimizin olmadığını zaten biliyoruz.
İşte bunun için evlerimizi yeniden yapmak istiyoruz.
Ama bunun için önce yol gerekiyor.
Önce köprü gerekiyor.
Sonra biz kendi evimizi, kendi emeğimizle yapacağız.
Biz geçmişimizi geri istemiyoruz; geleceğimizi kendi toprağımızda yeniden kurmak istiyoruz.
Dokuzkayalar'ın evlatları olarak talebimiz budur.
Bizi duyun.
Bizi görün.
Mağduriyetimizi yok saymayın.
Yolumuzu ve köprümüzü yapın.
Biz de ata-dede yurdumuza dönelim.
Çünkü biz köyümüzü terk etmedik.
Biz köyümüzü terk etmek zorunda bırakıldık.
Şimdi ise kendi topraklarımıza dönmek istiyoruz.